Çile

-Sezai Karakoç-

Taha anladı birden bunu
Çarpıklık şimdiki zamandan gelmiyordu
Yarasalar yok değildi elbet vardı
Ama şartlar değişse yarasalar da susardı
Onları yaşatan özü bulmalı
Ortamını düzeltmeli doğrultmalı
Yüzünü birden geçmiş zamana döndü Taha
Vaktin derinliğinde yaşadı yıllarca
Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş
Vücut incir gövdelerinin arasına terk edilmiş
Süt buruk ten yanar yaprak pencerelerinde
Taha’ysa karıncalanmaktadır ta derinde
Kiliselerde cevizlerin kırılışından
Yalancı bir dirilik çanı
Bir kibrit ateşinde
Yükselen bir cin ezanı
Taha perilerin sabrıyla
Kelebekler baharıyla

İlerliyor bir masal içinde
Masal akşam Taha bir ateşböceği
Masal yaprak Taha gözleri yeni açılmış bir böcek tohumu
Masalla tarih kaçıştı birden
Taha’nın kırıştı gözleri
Süleyman değiştirmiş rüzgârın şuur şartlarını
Yıkmış rüzgâr dinamitiyle Asurların asırların surlarını sırlarını

Belkıs araya cam girse bile
Bir gecedir bir ecedir Süleyman ülkesine
Dâvud söz dağ yankı
Devlet ürperten mızrağı
Dev cin rüzgâr Süleyman
Ama bir vâdide bir karıncadan utanan
Karıncanın heybetine hayran olan
Hüthütten haberi aldığı zaman
Surları rüzgârla deviren Süleyman
Titredi dikkatinden bir karıncanın bir karıncadan
Sonra birden ortada Yahya’nın başı
Eğildi önüne Taha’nın başı
Yahya’nın gözleri Taha’nın takıldı gözlerine
Taha kulak verdi
Yahya’nın dudağında donmuş olan sözlerine
Sözler donmuş ama ölmüş değil
Mumyalanmış gibi kelimeler
Sanki üstünden bir yeraltı denizi geçmiş
Fosforu lâvı bir mumla kaplamış kelimeleri
Bir hayat var bu kelimelerde hâlâ duyulabilir
Kalbten gelen gözyaşı gibi kelimelerdir
Kelimeler kanlı bir baş şehit sisi
Ve etrafında dönen bir kadın hayâli

Salome ve ülkenin yarısını bir ölmezlik için bağışlayan kıral
Bağışlayan ülkenin yarısını
Ama başarısızlığa uğrayan kıral
Surun taşları gibi donmuş nöbetçiler
Yahya’nın üstünde bir haberi sabırsızlıkla bekleyen gece
Ağızdan ağıza Kudüs’ü aşacak haberi
Roma’yı sarsacak haberi
Çocuklarda yankılanacak
İsa’da ağlanacak haberi
Haberi işte bu haberi duydu
Yahya’nın dudaklarından duydu Taha
Ve surları rüzgârla deviren Süleyman
Titredi korkusuz bir karıncadan
Yahya’nın sözleri dirildi Taha’da
İsa’nın gözleri görüldü Taha’da
Acılarda saklambaç oynadı Eyyûb’la
Yaş bir çınar gibi kesildi Zekeriya
Kaleye hücum ettiği an Zülküfül
Kılıcı uzatan Taha’ydı
Bir kere daha kayalık leylâklarında
Zülküfül’den bir tad aradı Taha
Halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek
Ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda
Ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek
Gerçekten bu çiçekten süt umar
Sütü kesilen kadın
Su umar
Suyu kesilen bahçe
Soy umar soyu kesilen erkek
Yahya'nın başı da bu çiçekti
Kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti

Secdeden secdeye sıçrayarak Taha
Selâm sana Zülküfül
Selâm sana Yahya
Selâm sana İsa
Selâm sana İbrahim
Selâm sana Musa
Selâm sana Süleyman
Selâm sana Dâvud
Selâm sana Yuşa
Selâm sana Ahmed
Selâm sana Muhammed
Selâm sana Mustafa
Mustafa selâm sana
Ey seçilmiş seçilmiş
Mustafa selâm sana
Ey öğülmüş öğülmüş
Muhammed selâm sana

Ateşi gördü kurbanı yarılan denizi
Yahya’nın kesilmiş başını altın tepsiyi
İkiye biçilen zeytini
Karadan korkup da çekilen denizi
Bedir’de bir toz toprak içinde
Zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle
Güneş batarken çölde
Taha da Peygamber’le birlikte
Zafer sevinci içinde
Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş
Vücut incir gövdelerinin arasına terk edilmiş



Destek ol 
Rastgele Getir