Hızırla Kırk Saat (23.)

-Sezai Karakoç-

Ne cennet ne cehennem ne dünya
Araf’ım ben
Cennet demektir benden biraz ileri gidersen
Arkada bıraktığım ateş kayaları
Dünyadır cehennemdir
Âraf dünyanın cennete yakınlığı
Dünya Âraf’tan buraya uzanmış bir diş gibi
Âraf’ı ben dolaştırırım yeryüzünde
Bir ağaç hışırtısı gibi
Taşlar maymuna dayanır
Ağaçlar sese çıkar
Gel dinle bağdaki eski asmaları
Kır akşamda batan üzümün bardağını
Çevir harf çıraklarına
Av sularını avlanmış suları
Petrolde el yüzün yıkanmasından
Tüter buhurdanı şiddet işçisinin
Bir geyik karnında kanında erir bir haydutun tüfeği
Ve haydutun kanında yeşerir jandarmaların yiğitliği
Sel alır dağdan indirir bizi
Üstümüz boyalı aş kırmızısı çamurla
Eşkiya dürbününde görünürüz ama
Aramıza yağmur girer
Borçluyuz hayatı ansızın gelen bu yağmura
Aslanı uslandıran

Asılanı ıslatan bu yağmura
Taşların yaklaştığı bir düğün dünyasında
Gölgeni büyüttün sen boyuna
Bir kav evine döndün
Yanık bir azık oldun ezik çakmaklara
Anne merdivenden indi yalvarışlarla
Dostun ölümünü yeni öğrenen bir yüzdü artık baba
Yüz çizgileri derindi zaten daha derin oldu
Ayakkabı çıkarılmadan giyildi yeniden
Unutuldu iyice fark edilmiş kuşluk ikindisi
‒ Kuşluktu ama ikindi gibi
Alıp götürüyor o arkadaş kuşkusuz
Birlikte boyadığımız iplikleri şimdi demek ki
Gidiyor ama kim gibi
Zekeriya gibi mi İsa gibi mi
Baba düşünüyor
Yeni bir Dicle kıyısından dönmüş olarak
Sırtında kırların ilk ırmak izleri
Bu yürüyüş bir düşünüş gibi
Kafanın bir duvarından bir duvarına
Kasaba kuzeyinin sülükle döğmeli sularına
Karınca köylerine cin yurtlarına
Hızır’ın içinden geçmeye çalışan bir şeytana
Çocuk ve süt umulan peri yurdu bir pınara
Pazartesinden pazara
Cumartesinden cumaya
Eve varıldığında
İçinde bir Yunan heykeli büzülmüş gibi
Ölümün kıyısında kıvrılmış örtüler
Örtüler birdenbire artar çoğalır nerdeyse ürer bir evde
Bir göz yeni örtülmüşse size

Sen bütün bunları çıkardın
Evden bir yıl uzaklaşmış bir babanın
Gelir gelmez çıkıp kasabanın
Öteki ucuna gidişinden
Düş yorumu ustalığın böyle başladı zaten
Bir dağ doğurtabilirsin bir bozkırdan
Gül toplayabilirsin bir çıbandan
Narlar menekşeler devşirebilirsin bir kurbandan
Bir azizi sağlarsın bir Roma yangınından
Bir cami çıkartabilirsin bir katedralden
Sen ne denizler gördün
Güneşin batışında
Kesildiği andaki bir kurban gibi
Kıvranan
Ve çamlara çarpmış yaralanmış
Cam parçalamış kargalardan
Bir çan çalıyor
Bütün eski köprülerinde Avrupa’nın
Bir sancak kaygılanıyor
Sancısından dünyanın
Erleri yeni yeni yerleşiyor yerlerine Âraf’ın
Işıkları bir kez daha yanıyor Cennet’teki dâvanın

Şiir Notları:
Hızırla Kırk Saat (Şiirler III) – Döğme: Dövme. Aziz: Hristiyanlıkta kilisenin din büyüğü. Cami: Müslümanların her gün beş vakit namaz kılabildikleri, Cuma ve bayram namazlarını kılabildikleri büyük mescid. Katedral: Hristiyanlıkta başpiskoposun bulunduğu din merkezi, piskoposluk kilisesi, başkilise.


Destek ol 
Rastgele Getir