Taha’nın Dirilişi
-Sezai Karakoç-
Dört melek ve Kur’an’la
Dirildi Taha
Onulmaz bir ölümle
Kavuran bir felçle
Öldüğü halde
Dört melek ve Kur’an’la(1)
Dirildi Taha
Cebrail’le Mikâil’le
Üç Sûr ve İsrafil’le(2)
Azrail’le bile
Dirildi Taha
Yatağında bozulmuş bir bağ gibi
Kavrulmuş yapraklar gibi
Dağılmış ve kendi kıyametini
Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
Nemrud’un ateşinde yanmışken(3)
Firavun suyunda boğulmuşken(4)
Dört melek ve Kur’an’la
Peygamber soluğuyla
Dirildi Taha
Açtı sofrasını Mikâil
Nimetler sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan pınarlardan
İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Taha’nın(5)
Geçti bir eleğimsağma omuzlardan
Taşıyan o gülümsemesini Hızır’ın(6)
Hızır güldü
Kur’an’ı Cebrail açtı
Sofrayı Mikâil açtı
Ölümü öldürdü Azrail
Sûrunu üfledi İsrafil
Dirildi Taha
İşte böyle dirildi Taha
Durun anlatayım size melekler
Taha’yı nasıl dirilttiler
Anarak İsa’nın doğumunu
Anarak Muhammed Mustafa’nın doğumunu
Melekler
Taha’yı dirilttiler
Hızır’ın gülüşünü
Ölmüşken bile işitti Taha
Bilmiş olanın gülüşüydü bu
Uzun uzun uğraşıp da derdin özünü bulamayan
Doktorların üstüne gelir gelmez
Yaraya parmak basanın gülüşü
Taha’nın dökülmüş özünü pul pul toplayarak
Silkerek saçlarının içindeki ölü toprağını
Üstüne yüreğindeki fosfordan serperek
Ayrılmış kemiklerini
Birinci yaradılış dizisine getirerek
Ve durmadan gülerek durmadan gülerek
– Melekler de bir mevlüt korosu
Bir ilâhî çağlayanı –
Hızır diriltti Taha’yı
Sonra et bağlama dönemi geldi
Vücut bahardaymışcasına çiçeklendi
Kalbdeki eller ellere doğru yürüdü
Ciğerdeki ayaklar ayaklara doğru
Bir akşam deniz nasıl yarılır da
İçinden bir ay çıkar eksiksiz
Taha’nm kalıntılarının içinden
Öyle bir Taha doğuyordu derinden derine
Bir Taha doğuyordu yeniden yeniye
Leylâk kimyon sis ve şafaktan kinaye
Yas içinde bir çubuk göğeriyor
Açtı sofrasını Mikâil
Açtı nimet sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan dağ pınarlarından
Hızır gülüşünü kesti
Şimdi yüzünde huzur
Başka dirilişlere doğru
Bir hazırlanış soluğu
Bir Taha geliyordu camilerden
Denizli kubbeden türbe yelkeninden
Minarelerden minarelere giden yankıdan
O konuşuluyordu şadırvanlarda
İnerek Kur’an’ın kelimelerinden
Pervaz pervaz âyetlerden
Duvar duvar sûrelerden
Bir Taha geliyordu camilerden
Bir daha geliyordu
Açtı sofrasını Mikâil
Açtı nimet sofrasını
Bal zeytin ve nardan
Su getirdi dağlardan dağ pınarlarından
Sonra sıra Azrail’e geldi
Çekti ölümü damarlardan
Siniri çeker gibi öz etten
Çekti kendine ait ölümü
Ölüm bir sütun dikildi batıya
Doğum bir sütun dikildi doğuya
Açtı sofrasını Mikâil
Açtı nimet sofrasını
“Oku Rabbinin adıyla!”
Dedi Cebrail Kur’an’dan
Üfledi Sûrunu üç kez
İsrafil dürülmüş yapraklardan
İlk üfleyişte kemikler dirildi dizildi
İkinci üfleyişte etler yerine geldi
Üçüncü üfleyişte ruh indi
Bir Taha geliyordu pınarlardan
Bir daha geliyordu
Su ve peri
Keçilerin gecesi
Havada bir çiçek
Kavis mimarı
Ateşböceği
Bir daha geliyordu
Kan ve deri
Hızır’ın gülüşünde dağlanan
Tabaklanan
Bir sonbahar mermeri
Katırların sırtında taşıdı
Heybe heybe ölümünü
Kendi ölümünü Azrail
Taha’ya bağışlandı zaman
Taha’nın açılınca gözleri
Bir yeşil kanat çırpınışında
Bir deniz çarpışında
Bildi gittiğini Hızır’ın
Hâlâ meleklerin
Kur’an yankısı vardı kulaklarında
Hâlâ ölümün çıkış acısı şahdamarında
Gök boğum boğumdu eleğimsağma
Kavissiz bir ufukta
Bir gün doğmada
Bir gün batmada
Elini uzattı sofraya
Elini uzattı zeytine ve nara
Elini uzattı yeni aya
Hamd olsun dedi hamd olsun
Yeniden oldum hamd olsun
Bu dağdır hamd olsun
Bu yaz bu insan hamd olsun
Bizi yaratana
Sonra öldürüp
Yeniden yaratana
Sonra tekrar öldürecek olana
Şu dünyanın çiftçisi yapana
Yeri göğe donatana
Cehennem’e ve Cennet’e
Belli bir işaret koyana
Hamd olsun