Taha’nın yarasalara ikinci hücumu
-Sezai Karakoç-
Eline yas çubukları alarak
Göze göz dişe diş yaprak yaprak
Havada kollarını bıçak gibi açarak
Taha yürüdü yarasaların üstüne
Biliyordu kentten kendine bir fayda yoktu
Kent savaşçı değil belki bir savaştı
İçki değil
İçki sofrasında kırılan bir bardaktı
Göze göz dişe diş yaprak yaprak
Göğe gerili yarasa tellerini kırarak
Bir ırmak kıyısının öğle sıcağının güneşini
O güneşin anısını yardıma çağırarak
Kalbe uyum yapan marşlar mırıldanarak
Lâleli çiçeklerini kar içinde bırakarak
Taha o gece savaşını bütünledi
Aldı soytarıların en soytarısı ve dedi:
Uyumak gerek uyumak
Kirpiklerin kıyısında
Kımıldanmaksızın durmak
Arabistan Arabistan
Örtüler örtüler örtüler
Göç etmeli buradan
Güvercinlere aldanan
Zeytinlere özenen
Bir adam ve eski meydan
Ödevimiz tutsak olmak
Hazır olun kardeşlerim
Yollar geceye çıkacak
Bu mermer ki şaraptır
Sütun sütun bardaklara
Doldurun için sevaptır
Yeni çağ ve yeni zaman
Geldi ve geçiyor aman
Kurtulur ona yapışan
Kurtulur ona yapışan
Kurtulur yeniye koşan
Duvarın ötesinden bir yankı cevap verdi:
Bir yer var orada ipekten sedirler
Orada inci gibi çocuklar
Orada öbür tarafından eşyayı gösteren kızlar
İnsanlar uzanmış sonsuzluğa bakar
Altından ırmaklar akar
Orada yetmiş iki vakit var
Fakat her vakit de bahar bahar bahar
Bir mevsim geldi mi öbür mevsim gitmeyecektir
Bir mevsimde dört mevsim birden devşirilecektir
Gökgürültüsü en uysal uşak bir doğum eğlencesi
Şimşek evrensel sigaraları yakmağa mahsus çakmak
Yıldırımlarda yıkanırlardı
Çamaşırlar eskiseydi solsaydı
Bir gün bir tabutla birlik çık Edirnekapı’dan
O yerin kokusunu alırsın taşlardan topraklardan
Ezip büzerek Üsküdar sokaklarını
Tadarsan yudum yudum
Karacaahmet sularını
Bir anda gidip geldiğin o yer olacaktır
Her yönden sana haber gelecektir
Artık dağ taş Cebrail’dir
Daha doğrusu Sûr İsrafil’dir